bana gelen bir mail... - bizim çocuklarımız - Blogcu



Sık Kullanılanlara Ekle Image Hosted by ImageShack.us
Menü
Son Yazılarım
Kategorilerim
Arkadaşlarım
Bağlantılarım

bana gelen bir mail...

1/12/2006 ·

Ben 34 yaşında bir anneyim

Zaman öylesine geçiyor ki acımasızca

Bohçaladım tüm anılarımı, koydum sandığa...

Niye mi?

Çünkü yürek yitik,

Yürek tutsak her çaresiz çırpınışa...

Bebeğimi kucağıma aldığımda nereden bilebilirdim ki farklı olduğunu.

Önceleri her şey normaldi. Bir buçuk yaşına geldiği zaman bir gün aniden

yüzünde ve tırnaklarında morartılar başladı. Çok halsizdi, hemen doktora

götürdüm. Bana havale geçirdiğini söylediler. Elime birkaç kutu ilaç vererek

acilen Cerrahpaşa Hastanesi nöroloji bölümüne gitmemi önerdiler. Gittim,

birkaç tahlil, elektro derken epilepsi tanısı koydular ve depakin damla

vererek tedaviye başladılar. Ama yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Çok

sinirli, çok hareketliydi. Yerinde duramıyordu, göz göze gelmiyordu,

iletişim kurmuyor ve hiçbir şeyden zevk almıyordu. Yaşıtları konuşurken, o;

birkaç cümle kurabiliyordu. Sürekli kaçıyordu, nereye gittiğini bilmeden.

Yalnız kalmayı seviyor, kalabalıktan hoşlanmıyor, kuralları hep kendisi

koyuyordu. Kısacası, davranış bozukluğu olan bir çocuk haline gelmişti.

Zaman acımasızca ve hızla akıyordu. Oğlum haftanın iki günü sürekli

ateşleniyor havale geçiriyordu. Biz ise o doktor senin bu doktor benim

söylenilen, tavsiye edilen her kuruma müracat ediyorduk. Üzüntü ve göz

yaşından başka yapabileceğimiz çok fazla da bir şey yoktu. Oğlum bu şekilde

üç buçuk yaşına gelmişti. Sonunda Doktorumuz bizi psikiyatri bölümüne

yönlendirdi. O gün hayatım boyunca unutamayacağım bir gündü ve unutamam da.

Doktor; "Çocuğunuz zihinsel engelli, okula gidemez" ve buna benzer şeyler

söyledi. Bu da neydi şimdi? Hani epilepsiydi, bu da nereden çıktı? Zihin

engelli neydi ki? Yok canım, benim çocuğumda böyle bir şey olmazdı. O anda

kafamdan neler geçti anlatamam. Ailemizde böyle bir şey olmadığından ne

yapacağımızı, nasıl davranacağımızı bilemiyorduk. Nerelere başvurabilirdik,

neler yapabilirdik. Hiçbir şey bilmiyordum ve sudan çıkmış balığa dönmüştüm.

Hani umudun haberini vermişlerdi... Nerede?

Peki ya siz

Var olmakla kahrolmak arasındaki çelişkiyi bilir misiniz !

Evet ömrümün bir çok yanıtı verildi,

Giresun dan İstanbul a yola düşülürken,

Otistik teşhisi konuldu.

Seçmen kütüklerinde bile,

Özürlü damgası vuruldu.

Kısacası usulsüz bir bedel ödendi;

Yavrumun bedeninden misli bir bedel

Varsın olsun !

Doktorlar özel eğitim alması gerektiğini söylemişlerdi. Nerede alacaktı,

nasıl alacaktı bunları araştırmaya başladım. Gördüm ki bu işler geçekten de

çok zormuş. Önce özel eğitim veren bir öğretmenle tanışıp haftada iki gün 45

dakika ders aldırmaya başladım. Bu arada bana da evde neler yapacağıma,

nasıl davranacağıma dair bilgiler veriyordu. Özel eğitim okuluna başlaması

için, tanısının konulması gerektiğini öğrendim. Beni, önce rehberlik

araştırma merkezine yönlendirdiler. Burada teste girmiyor onun için her

hangi bir yere yönlendiremeyiz diyorlardı. Böylelikle tam 4 senemiz geçti.

Boşu boşuna geçen 4 sene. Sonra beni Çapa çocuk psikiyatrisine

yönlendirdiler. Orada ilk girdiği testte otistik tanısı koydular; ne

olduğunu anlayamamıştım. Otistik nasıl bir engeldi. Kitap araştırmaya

başladım, bulamadım. Elimde hiçbir bilgi yoktu. Neden bunlar benim başıma

gelmişti ki neden ben...

Sonra ben sessizliğin sesi oldum, kent meydanlarında.

Ben, çarpan yürek vuruşu oldum,

Küçük kanaryanın kanatları arasında.

Bir bakın şu sevimli yüzlere...

Ne kadar çoğalmışız değil mi?

Ne ala çoğalırken kırık gülüşlerde

Nihayet özel eğitim okuluna başlamıştı yavrum. Okula başladığı ilk gün

okulda gördüğüm manzara karşısında hayrete düştüm. Meğerse ne çok aynı

durumda olan yavrucak varmış. Demek bu acıyı yaşayan yalnız ben değilmişim.

Nice anne benimle aynı kaderi paylaşıyormuş. Okuldaki öğretmenler branş

olarak özel eğitim öğretmenleri değillerdi. Ama ellerinden geldiği kadar bir

şeyler yapmaya çalışan yardımsever öğretmenlerdi. Bir sene böyle geçti. Daha

sonra okulumuzu değiştirdik. 2000 yılında Ergun Baylav Zihinsel Engelliler

okuluna başladık. Başladık diyorum çünkü yeni yapılan okulda, okul

kurucusuyla ve bir kaç anneyle beraber dernek kurduk. Gönüllü olarak

çalışmaya başladık. Çok heyecanlıydım. Her gün okula gitmeye başladım. Ne

güzeldi orası bir bilseniz  110 tane zihinsel engelli çocuk ve anneleri...

Yaptığımız faaliyetler ilk önce okulun finansmanını sağlamaktı. Bunları da

geceler düzenleyerek kermesler yaparak sağlamaya çalıştık, gelen gelirle

okulun ve çocukların ihtiyaçlarını karşılamaya başladık. Onlara mont,

ayakkabı, pantolon gibi hediyeler aldık. Onların gözlerindeki ışıltıyı

yüzlerindeki o masum ifadeyi, saflığı, görmenizi isterdim. Çok olmuştur

böyle zamanlarda gözyaşı döktüğüm. Çünkü onlar o kadar temizler ki

başkalarına karşı içlerinde hiç kötülük ve kin beslemezler. Onlara ister ev

verin ister araba dönüp bakmazlar bile. Çünkü onlar için en değerli şey

sadece sevgi ve şefkattir.

Hangi ana ağlamaz? Hangi ana sızlamaz?

Kokusuna tiryaki olduğum yavrumun yürek sızısına

İşte...

Uykuların en derin yerinde,

Minik serçenin kanatlarında,

Oğlumun düğünü,

Yarinin dönüşü.

Kızının kına türküsü olacağım kanayan yaranda.

Benim en büyük amaçlarımdan biri ise engelli çocuğu olan bir aileyi doğru

yolda yönlendirmek. Deneyimlerimden yola çıkarak yapmaları gerekenler

konusunda şunları önerebilirim: İlk iş önce devlet hastanesine gidip

çocuğunuzun tanısını koydurup sağlık raporu çıkarttırmak. Daha sonra bağlı

bulunduğunuz ilçenin rehberlik araştırma merkezine gidip test yaptırmak.

Burada testin sonucuna göre çocuğunuzu seviyesine uygun evinize en yakın bir

okula yönlendirirler. Ayrıca SSK ya bağlı olan bireyler de alacakları bir

raporla haftada iki gün, 45 dakikadan ibaret uygun durumdaki özel okullarda

eğitim aldırabilirler. Bu düzenli eğitimler sonucunda epey bir yol

katedilebiliyor. Önemli olan doğru zamanda doğru yerlere başvurmak ve boşa

zaman geçirmemek. Hala tam anlamıyla ne olduğu bilinemeyen ve kesin çözümü

de olmayan bu durum, ilgi, şefkat, düzen ve yardımsever kişilerin maddi

manevi desteğiyle en olumlu düzeylere getirilebiliyor. Bu düzey neler mi?

Oğlum Özgür boşu boşuna geçen dört yıldan sonra ve doğru zamanlarda doğru

yerlerde olamamanın getirdiği aksiliklere rağmen, şu an 14 yaşına geldi.

Eğitimine devam ediyor ve bir çok şey öğrendi. Neler mi bunlar? Mesela

andımızı ezbere okuyor, istiklal marşını söylüyor, öğretmeni sınıfa girince

ayağa kalkıp günaydın demeyi biliyor. Ve bunun gibi bir çok şey. Kısaca

yavaş yavaş her şey rayına oturuyor. Bu ilerlemeyle sanırım çok güzel

seviyelere de gelecek.

Şunu çok iyi biliyorum ki oğlum Allah ın bana verdiği bir lütuf. Çünkü bana

sabrı, şefkati, daha çok sevgiyi, her türlü olumsuzluğa karşın onurlu bir

şekilde yılmadan, umutsuzluğa kapılmadan mücadele etmeyi öğretti. İyi ki

varsın sevgili oğlum. Ve sen oğlum, benim hayatımda sahip olabileceğim en

değerli varlığım, yaşama sevincimsin...

Sevmek gitmek değildir... Asla !

Ben senin bu gününüm, yarınınım yavrum,

Haberin ola !...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (4) Yorum yaz! Arkadasina Gönder!

4 yorum yazılmıştır

Yazan:atipikotizm | Tarih: 2007-07-14 01:26:42
Konu: otizm oluınca

Ben de atipik otizm tanısı konmuş dünya tatlısı bir oğula sahibim.
eğitim çok yetersiz türkiyede.annelerin kendilerini aşması gerekiyor.
blog uma ziyaretinizi beklerim

Bağlantı »

Yazan:Fatma KARAKÖSE | Tarih: 2007-04-05 11:27:49
Konu: bizim canlarımız

İnanın sizin duygularınıza yaşadıklarınıza en büyüğü sevginize sadakatınıza söyleyecek söz bulamıyorum Tüm annelere örnek olasınız çok yaşayasınız bende de çocuklar denilince akan sular durur ellerimiz eksik olmasın üzerlerinden bizim çocuklarımız parçamız

Bağlantı »

Yazan:cicekli | Tarih: 2006-12-31 13:28:42
Konu: :)

..::: mutlu bayramlar ::..

________ :9 ________

Bağlantı »

Yazan:selmaelma | Tarih: 2006-12-01 20:36:07
Konu: Bana gelen bir mail...

Çocuklarımız...Bazan sevinçlerimiz, bazan yürek yaralarımız...Kesinlikle söylenmeyecek tek söz; "pişmanlıklarımız"...
Nice zorluklarda, parçalanmış yaşamlarda onlar bizim umutlarımız, yarınlarımız...
Umutla, emekle nice zorluklar aşılır...Önce sevgi, sonra çaba, en sonunda bilgilenmeyle gelen ilgi...

DÜNYA ÇOCUKLARINA
Suya düşen bir damla
Şu düzeni gel de anla
Kurulmaz yaşam kanla
Evrende barıştır çocuk...
Ellerini uzatır sımsıcak
Yarınlar yaşanır onunla ancak
Kavgalar da birgün bitecek
Evrende umuttur çocuk...
Yaşam olmuş ona armağan
Çocuksuz Dünya darmadağan
Yürekler ısınmaz onu sarmadan
Evrende sevgidir çocuk...
Selma Erdal/Bursa

Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »

Psikoloji Sözlüğü