bana gelen bir mail...
Zaman öylesine geçiyor ki acımasızca
Bohçaladım tüm anılarımı, koydum sandığa...
Niye mi?
Çünkü yürek yitik,
Yürek tutsak her çaresiz çırpınışa...
Bebeğimi kucağıma aldığımda nereden bilebilirdim ki farklı olduğunu.
Önceleri her şey normaldi. Bir buçuk yaşına geldiği zaman bir gün aniden
yüzünde ve tırnaklarında morartılar başladı. Çok halsizdi, hemen doktora
götürdüm. Bana havale geçirdiğini söylediler. Elime birkaç kutu ilaç vererek
acilen Cerrahpaşa Hastanesi nöroloji bölümüne gitmemi önerdiler. Gittim,
birkaç tahlil, elektro derken epilepsi tanısı koydular ve depakin damla
vererek tedaviye başladılar. Ama yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Çok
sinirli, çok hareketliydi. Yerinde duramıyordu, göz göze gelmiyordu,
iletişim kurmuyor ve hiçbir şeyden zevk almıyordu. Yaşıtları konuşurken, o;
birkaç cümle kurabiliyordu. Sürekli kaçıyordu, nereye gittiğini bilmeden.
Yalnız kalmayı seviyor, kalabalıktan hoşlanmıyor, kuralları hep kendisi
koyuyordu. Kısacası, davranış bozukluğu olan bir çocuk haline gelmişti.
Zaman acımasızca ve hızla akıyordu. Oğlum haftanın iki günü sürekli
ateşleniyor havale geçiriyordu. Biz ise o doktor senin bu doktor benim
söylenilen, tavsiye edilen her kuruma müracat ediyorduk. Üzüntü ve göz
yaşından başka yapabileceğimiz çok fazla da bir şey yoktu. Oğlum bu şekilde
üç buçuk yaşına gelmişti. Sonunda Doktorumuz bizi psikiyatri bölümüne
yönlendirdi. O gün hayatım boyunca unutamayacağım bir gündü ve unutamam da.
Doktor; "Çocuğunuz zihinsel engelli, okula gidemez" ve buna benzer şeyler
söyledi. Bu da neydi şimdi? Hani epilepsiydi, bu da nereden çıktı? Zihin
engelli neydi ki? Yok canım, benim çocuğumda böyle bir şey olmazdı. O anda
kafamdan neler geçti anlatamam. Ailemizde böyle bir şey olmadığından ne
yapacağımızı, nasıl davranacağımızı bilemiyorduk. Nerelere başvurabilirdik,
neler yapabilirdik. Hiçbir şey bilmiyordum ve sudan çıkmış balığa dönmüştüm.
Hani umudun haberini vermişlerdi... Nerede?
Peki ya siz
Var olmakla kahrolmak arasındaki çelişkiyi bilir misiniz !
Evet ömrümün bir çok yanıtı verildi,
Giresun dan İstanbul a yola düşülürken,
Otistik teşhisi konuldu.
Seçmen kütüklerinde bile,
Özürlü damgası vuruldu.
Kısacası usulsüz bir bedel ödendi;
Yavrumun bedeninden misli bir bedel
Varsın olsun !
Doktorlar özel eğitim alması gerektiğini söylemişlerdi. Nerede alacaktı,
nasıl alacaktı bunları araştırmaya başladım. Gördüm ki bu işler geçekten de
çok zormuş. Önce özel eğitim veren bir öğretmenle tanışıp haftada iki gün 45
dakika ders aldırmaya başladım. Bu arada bana da evde neler yapacağıma,
nasıl davranacağıma dair bilgiler veriyordu. Özel eğitim okuluna başlaması
için, tanısının konulması gerektiğini öğrendim. Beni, önce rehberlik
araştırma merkezine yönlendirdiler. Burada teste girmiyor onun için her
hangi bir yere yönlendiremeyiz diyorlardı. Böylelikle tam 4 senemiz geçti.
Boşu boşuna geçen 4 sene. Sonra beni Çapa çocuk psikiyatrisine
yönlendirdiler. Orada ilk girdiği testte otistik tanısı koydular; ne
olduğunu anlayamamıştım. Otistik nasıl bir engeldi. Kitap araştırmaya
başladım, bulamadım. Elimde hiçbir bilgi yoktu. Neden bunlar benim başıma
gelmişti ki neden ben...
Sonra ben sessizliğin sesi oldum, kent meydanlarında.
Ben, çarpan yürek vuruşu oldum,
Küçük kanaryanın kanatları arasında.
Bir bakın şu sevimli yüzlere...
Ne kadar çoğalmışız değil mi?
Ne ala çoğalırken kırık gülüşlerde
Nihayet özel eğitim okuluna başlamıştı yavrum. Okula başladığı ilk gün
okulda gördüğüm manzara karşısında hayrete düştüm. Meğerse ne çok aynı
durumda olan yavrucak varmış. Demek bu acıyı yaşayan yalnız ben değilmişim.
Nice anne benimle aynı kaderi paylaşıyormuş. Okuldaki öğretmenler branş
olarak özel eğitim öğretmenleri değillerdi. Ama ellerinden geldiği kadar bir
şeyler yapmaya çalışan yardımsever öğretmenlerdi. Bir sene böyle geçti. Daha
sonra okulumuzu değiştirdik. 2000 yılında Ergun Baylav Zihinsel Engelliler
okuluna başladık. Başladık diyorum çünkü yeni yapılan okulda, okul
kurucusuyla ve bir kaç anneyle beraber dernek kurduk. Gönüllü olarak
çalışmaya başladık. Çok heyecanlıydım. Her gün okula gitmeye başladım. Ne
güzeldi orası bir bilseniz 110 tane zihinsel engelli çocuk ve anneleri...
Yaptığımız faaliyetler ilk önce okulun finansmanını sağlamaktı. Bunları da
geceler düzenleyerek kermesler yaparak sağlamaya çalıştık, gelen gelirle
okulun ve çocukların ihtiyaçlarını karşılamaya başladık. Onlara mont,
ayakkabı, pantolon gibi hediyeler aldık. Onların gözlerindeki ışıltıyı
yüzlerindeki o masum ifadeyi, saflığı, görmenizi isterdim. Çok olmuştur
böyle zamanlarda gözyaşı döktüğüm. Çünkü onlar o kadar temizler ki
başkalarına karşı içlerinde hiç kötülük ve kin beslemezler. Onlara ister ev
verin ister araba dönüp bakmazlar bile. Çünkü onlar için en değerli şey
sadece sevgi ve şefkattir.
Hangi ana ağlamaz? Hangi ana sızlamaz?
Kokusuna tiryaki olduğum yavrumun yürek sızısına
İşte...
Uykuların en derin yerinde,
Minik serçenin kanatlarında,
Oğlumun düğünü,
Yarinin dönüşü.
Kızının kına türküsü olacağım kanayan yaranda.
Benim en büyük amaçlarımdan biri ise engelli çocuğu olan bir aileyi doğru
yolda yönlendirmek. Deneyimlerimden yola çıkarak yapmaları gerekenler
konusunda şunları önerebilirim: İlk iş önce devlet hastanesine gidip
çocuğunuzun tanısını koydurup sağlık raporu çıkarttırmak. Daha sonra bağlı
bulunduğunuz ilçenin rehberlik araştırma merkezine gidip test yaptırmak.
Burada testin sonucuna göre çocuğunuzu seviyesine uygun evinize en yakın bir
okula yönlendirirler. Ayrıca SSK ya bağlı olan bireyler de alacakları bir
raporla haftada iki gün, 45 dakikadan ibaret uygun durumdaki özel okullarda
eğitim aldırabilirler. Bu düzenli eğitimler sonucunda epey bir yol
katedilebiliyor. Önemli olan doğru zamanda doğru yerlere başvurmak ve boşa
zaman geçirmemek. Hala tam anlamıyla ne olduğu bilinemeyen ve kesin çözümü
de olmayan bu durum, ilgi, şefkat, düzen ve yardımsever kişilerin maddi
manevi desteğiyle en olumlu düzeylere getirilebiliyor. Bu düzey neler mi?
Oğlum Özgür boşu boşuna geçen dört yıldan sonra ve doğru zamanlarda doğru
yerlerde olamamanın getirdiği aksiliklere rağmen, şu an 14 yaşına geldi.
Eğitimine devam ediyor ve bir çok şey öğrendi. Neler mi bunlar? Mesela
andımızı ezbere okuyor, istiklal marşını söylüyor, öğretmeni sınıfa girince
ayağa kalkıp günaydın demeyi biliyor. Ve bunun gibi bir çok şey. Kısaca
yavaş yavaş her şey rayına oturuyor. Bu ilerlemeyle sanırım çok güzel
seviyelere de gelecek.
Şunu çok iyi biliyorum ki oğlum Allah ın bana verdiği bir lütuf. Çünkü bana
sabrı, şefkati, daha çok sevgiyi, her türlü olumsuzluğa karşın onurlu bir
şekilde yılmadan, umutsuzluğa kapılmadan mücadele etmeyi öğretti. İyi ki
varsın sevgili oğlum. Ve sen oğlum, benim hayatımda sahip olabileceğim en
değerli varlığım, yaşama sevincimsin...
Sevmek gitmek değildir... Asla !
Ben senin bu gününüm, yarınınım yavrum,
Haberin ola !...
Yorum (4) Yorum yaz! Arkadasina Gönder!
4 yorum yazılmıştır
Yazan:atipikotizm | Tarih: 2007-07-14 01:26:42Konu: otizm oluınca
Yazan:Fatma KARAKÖSE | Tarih: 2007-04-05 11:27:49Ben de atipik otizm tanısı konmuş dünya tatlısı bir oğula sahibim.
eğitim çok yetersiz türkiyede.annelerin kendilerini aşması gerekiyor.
blog uma ziyaretinizi beklerim
Konu: bizim canlarımız
Yazan:cicekli | Tarih: 2006-12-31 13:28:42İnanın sizin duygularınıza yaşadıklarınıza en büyüğü sevginize sadakatınıza söyleyecek söz bulamıyorum Tüm annelere örnek olasınız çok yaşayasınız bende de çocuklar denilince akan sular durur ellerimiz eksik olmasın üzerlerinden bizim çocuklarımız parçamız
Konu: :)
Yazan:selmaelma | Tarih: 2006-12-01 20:36:07..::: mutlu bayramlar ::..
________ :9 ________
Konu: Bana gelen bir mail...
Çocuklarımız...Bazan sevinçlerimiz, bazan yürek yaralarımız...Kesinlikle söylenmeyecek tek söz; "pişmanlıklarımız"...
Nice zorluklarda, parçalanmış yaşamlarda onlar bizim umutlarımız, yarınlarımız...
Umutla, emekle nice zorluklar aşılır...Önce sevgi, sonra çaba, en sonunda bilgilenmeyle gelen ilgi...
DÜNYA ÇOCUKLARINA
Suya düşen bir damla
Şu düzeni gel de anla
Kurulmaz yaşam kanla
Evrende barıştır çocuk...
Ellerini uzatır sımsıcak
Yarınlar yaşanır onunla ancak
Kavgalar da birgün bitecek
Evrende umuttur çocuk...
Yaşam olmuş ona armağan
Çocuksuz Dünya darmadağan
Yürekler ısınmaz onu sarmadan
Evrende sevgidir çocuk...
Selma Erdal/Bursa
